Karanlık...
Loş bir sokak..
Buz mavisi ışıkları gecenin körlüğü yutuyor...
Binalar...
Yüksek binalar...
Karanlık,soğuk yüzleri olan binalar...
Genç adam yürüyor... Yaşayan genç ölü yürüyor... Azrail bekliyor...
Orada...
Köşe başında...
Karaltıların arasında bir şey hareket ediyor sanki...
Kutu…
Çöp kutuları...
İçlerinde tüysüz fare yavruları...pis bir et pembeliğinde...
Kutu...
Pandora’nın kutusu...
Dünya...kapalı bir kutu.
İçinde şimdi çok kötü şeyler dolaşıyor...
Yere düştü...Pis karaltı sanki düştü.
Ama hayır..Çökmüş olmalı..Pusmuş...
Kedi..Siyah-beyaz..Şehir kadar renksiz,donuk...Ağzında o fare yavrularından biri...
Kan...Fare kanı..Kıpkırmızı..Kedinin suratında..Parlayan gözlerinin yakınlarında...
Ama karaltı…
Genç adam yürüyor.Aklında yarın yapması gereken ama yapamayacağı şeyler...
Karaltı yerde
Siyah polenlerin biriktiği bir köşede pusuda bekliyor...
Genç adam yaklaşıyor...
Azrail bekliyor...
Köşe başında...
Duvarın dibinde..
Genç adam karaltıyı fark etmedi hala...
Yaklaşıyor...Kendi ayaklarıyla ona gidiyor.
Biraz yukarısı..Gökyüzü.Yıldız yok..Ay yok..Gri-siyah ve karanlık karışımı...
Kutsallık yok.Yıldızlar yok.
Sokak...
Tenha bir kenar sokak...
Aşk...
Yok...!!!
Adımlar...Ayak sesleri.
Genç adam ölümüne gidiyor...
Karaltı küçülüp yoğunlaştı...Sanki bir gaz...Siyah bir gaz...
Işıksızlık..
Genç adam bunu hak ediyor...Sonunu o gerçekten hak ediyor...
Çünkü hissetmiyor.
Bir robot gibi..
Bir bilgisayar gibi.
Rutin..
Sıkıcı..
Ruhsuz..
Bencil.
Genç adam karanlığı hak ediyor...
Ve karaltı onu bekliyor.Hemen orada...Köşe başında...
On metre kaldı.
Genç adam yürüyor.
Önüne bakıyor...
Dikkatsiz...
Karanlık sokak..
Dikkatsizlik..Işıksızlık..Şüphelenmemek..
Ölüm...
Genç adamın dört adımı kaldı.
Pencereler karanlık...
Binalar soluk..
Bir kaç cılız,hastalıklı ışık..
İtici..Kalabalık..Gürültü...
Ve gecenin dayanılmaz çekiciliği...
Ölüm...
Genç adam ölmüş olmayı dileyecek...
Köşeyi döndü..
Kolunu büküp saatine baktı...
1:23
Bir adım attı.
Karaltı yerinden çıktı...
Köşe başlarında bekleyen pek çok tehlike var..
Karaltı...
Genişledi..
Evet..
Bir tür gaz olmalı..
Ama gazlar düşünemez...
Saydamdırlar..
Bu karanlık...
Bu karaltı...
Işığı emiyor..
Genç adam kafasını çevirdi..
Geriye..
Onu gördü..
Sonra sadece acıyı çekti..
Ve kontrolünü kaybetti.
Kedi uzaktan izliyordu..
Siyah bir şeyin genç adamın burnundan içeri süzüldüğünü gördü.
Ağzındaki fare yavrusunun pembeden beyaza dönen diken diken olmuş derisinin dibine dişlerini biraz daha sapladı.
Kaçtı.
İnsanlar fareler gibi değildir..
Fareler ortama uyum sağlar..
İnsanlar ortamı kendilerine uydurur..
Genç adam başparmaklarını gözlerine soktu.
Birden büyük bir acı ve uğultu hissetti.
Sağ elinin üstünden bir şey kayıp düşmüştü.
Göz..
Sağ gözü..
Topraklandı..
Hamamböceklerine yem...
Sulu..
Kokulu..
Hamamböceği...
Şehrin tüm nüfusundan daha fazla...
Şehirdeki her bireye en az 20 hamamböceği düşüyor.
Ve her gün binlercesi eziliyor.
Hepsinin içindeki o iğrenç sarı sıvı çıtırtıyla etrafa yayılıyor..
Acıdan kendisini kaybetmek üzere...
Yere eğiliyor..
Düşer gibi..
Karaltı gibi..
Ve son hareketlerini yapmaya başlıyor..
Asfalt..
Simsiyah..
Alnını vurdukça tok sesler yankılanıyor..
Kan...
Kan sızıyor..
İnsan kanı..
Asfaltta..
Kafatası çatlıyor.
Ardından alnı içeri çöküyor..
Beyin dışarıya doğru kayıyor.
Püskürür gibi..
Yere kafasını her vuruşta beyaz et parçaları bulaşıyor asfalta..
Genç adam devam ediyor..Kafasını vuruyor..
Asfalt..
Siyah görünen kan ve yapışkan beyin parçaları.
Genç adam yığılıp kalıyor..
Karaltı genç adamın burnundan girdiği gibi çıkıyor...
Şehrin dışına gidiyor...
Toprakta bir delik bulup derinlere inecek...
Borcunu ödedi..
Avını tamamladı..
Yarım kalan işini sonlandırdı.
Şimdi rahatlayabilecek....
Ceset...Azrail koşuyor...
Cesede...
Ruhunu çekip çıkarıyor içinden...
Gönderileceği yere yolluyor...
Ve Azrail beklemeye başladı...
Bekliyor...
İşte..
Yine..
Yeniden..
Bir şeyler hissediyor...
Gitmesi gerek..Görevi bu...
Bir yerlerde birileri ölüyor..
O bunu hissediyor..
Acısını,ümidini,sevincini...
Tümünü...
Azrail koşuyor...Cesede...
Azrail koşuyor...
Sana doğru....